13 Ekim 2012 Cumartesi

Hayatta...

Hayatta tutunamadığın dalı keseceksin diye bir laf attım ortaya ne olduğunu bilmeden sarf ettiğim bu cümle bence hayatım boyunca kurduğum en güzel cümlelerden biri oldu. Öğütleri sevmem yada özlü sözleri ama bazı sözlerim bana bir ders niteliğinde olabiliyor. Hayatı kendimiz şekillendiriyorsak eğer istediğimiz gibi bir hayat tarzıysa bizimkisi o zaman her şey bize göre olmak zorunda  değil mi? İstediğimiz insanlar istemediğimiz insanlar istediğimiz giyim tarzı istediğimiz müzik çeşitleri, kısacası ne istersek o aslında. Eee buna göre tutamadığımız dalı tutabileceğimiz şekilde kesersek ulaşmamız veya tutmamız daha kolay olur. Bazı zamanlarda bunu yapmak iyi oluyor. Bazı insanları hayatınızdan çıkarmak yada yen bir şeyler eklemek size daha fazla yaşam gücü katmıyor mu? Bana çok şey katıyor aslında bu yüzden yeni insanlar katmak veya diğerlerini hayatımdan çıkarmak revizyona girmek güzel oluyor. Yaşadığım yer itibariyle insanların çok fazla kaynaşamıyor olması beni de etkiliyor. Bir birlerine yaklaşmaktan içlerini dökmekten tanışmaktan ziyade kaçarak uzaklaşmaktan kendi kurdukları dünyalarından başka dünyalara gitmek istemiyorlar.Ön yargılar var mesela. Görünüşe göre saç şekline göre konuşma şekline göre tercih ettiği cinsiyete göre. Ya-kın-la-şa-mı-yo-ruz ki izin vermiyoruz. Evcilleştirmiyoruz bir birimizi. Aslında o kadar çok hikaye var ki.
Nicedir dinlemez görmez duymaz olduğumuz içindir bu bölünme uzaklaşma ve ötecileşme.

Sevgi ve Muhabbetle.
Tepkiler:

Nefes

Yazılarımın üzerindeki tozu şöylece üfleyip attım. Eskide yaşadıklarımı rafa kaldırdım onlar tozlana dursun ben yeni yazılarımla tekrar hayat bulayım. Hayatımı sıradanlaştırmak, belli bir pencereden sabit bakmak istedim. Bunu yapmamın sebebi biraz durulmaktı. Çok hızlı yaşadığımın farkına vardım. Çok hızlı tükettiğimi, çok kolay kaybettiğimi ve en önemlisi de aslında farkına varmadığım zamanın değerini. İnsan yavaş yaşayınca zamanın nasıl geçtiğini çok daha iyi anlıyorum. Ama artık sıkıldım. Bu hayat tarzı bana göre değil. Yavaş yaşasam da ömrümün tükendiğini ve bazı şeyler için geç kaldığımı düşünüyorum.Yaşlı insanlar gibi ömrümün son demin de olduğu gibi hiç bir şeyin bitmemesi tükenmemesi için saklıyorum. Daha sonra lazım olur belki diye yarım da kalsa atmıyoum onu. İçim doldu bunaldım iyice. Aslında sadece kendim için yaşamış olsam sadece kendi dertlerim olur. Fakat öyle olmuyor. Onun derdi bunun derdi derken bir bakıyorum kendi dertlerimi unutmuşum. Tamam insanların mutluluğu ile mutlu oluyorum fakat ne kadar da bunu isteyerek de yapsam nefsimin sesi bir yanım birazda benim dinlenmem gerektiğini söylüyor. Birinin beni karşısına alıp anlat bakalım çocuğum diyecek ve bende anlatmaya başlayacağım. Ne bir sevgili ne bir arkadaş ne bir dost ne de bir insan yok öyle biri. Bende kendi kendime konuşuyorum. Nasıl mı işte böyle. Bir zamanlar bir kız vardı. Nefes alamadığım zamanlarda bana nefes aldırmaya çalışan. Direndiğimde bir tokat atan ve beni kendine getiren bir kız. Keşke o olsa ara sıra. Bazen bazı insanlar hayatlarının bazı dönemlerin de bir amaç için gönderildiklerini düşünüyorum. Onun da bana nefes aldırdığını düşünüyorum. Fakat nefessiz de bıraktığı zamanlarda oldu. Peki ben ne yapacağım şimdi? Çözüm nedir? Ne yapmalıyım? Bunların cevaplarını bulmam için biraz zamana ve bilgiye ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. Aslında yazmak iyi geliyor fakat sadece yazmak değil. Hayatı istediğim gibi istediğim yerde istediğim zaman da yaşamak istiyorum. Biraz çocuk gibi. Biraz büyük gibi. Biraz sayılar biraz oyuncaklarım. 30 yaşındayım. Evet koskoca 30. İki rakam sadece üç ve sıfır. Neyi ifade ediyor benimle alakalı. Beni anlatıyor biraz değil mi? Yaş insana ne yapması gerektiğini  fısıldar. Bu yaşta yapman gerekenler veya bu yaştaki bir insanın neler yapabileceğini. Hala yaşımın adamı değilim. Değilim kardeşim. Benim yapım böyle yapacak bir şey yok. Ben istesem de giremiyorum o kalıba.
Oturduğum kafe de bakıyorum etrafıma yaş olarak genellikle yirmili yaşlar da genç çocuklar dimağları açık  fikirleri taze ama bir o kadar da kapalılar. Hepsi büyüme peşinde bir an önce büyüsem de işe girsem hayatımı kursan iyi bir kız çıkarsa da evlensem yada kızlar için hem zengin hemde ahlaklı düzgün bir adam bulmak. Hiç biri bu dünya da neden yaşadıklarını bilmiyorlar. Farkına varamadıkları şey zaman. Zamanın akıp gittiğini ve hatırlayacakları sadece güzel şeyler olacağı. Kötü zamanlar da hatırlanıyor fakat ben genellikle güzel şeyleri hatırlarım. Her zaman dediğim gibi yaşamaktan zevk alacaksın. Keyifli olacak zaman senin için. Neler kaybettiğini değil neler kazandığını düşünmen gerekir. Bilmiyorum benim hayat felsefem bu şekilde olabilir. Doğrusu budur diyemem. Kimsenin görünüş ve davranışlarına bir şey diyemem ki bu toplumda ağzını açmak suç oluyor çünkü. Ötekine berikine bir şey denmeye gelmiyor. Ağızlarının için de ateş topu. Bir açsalar yakıyorlar seni. Sevgili olmak istemediğim ama mükemmel bir arkadaş olarak gördüğüm ona ihtiyacım var bu aralar. NEFESSSS diye haykırıyorum. Nefes. Ne kadar önemli olduğunu, hasta olan bilir. Bir nefes sadece diye yalvarır. Lütfen yaz olmaz mı?

Sevgi ve Muhabbetle.
Tepkiler:

25 Mayıs 2012 Cuma

Eskiden...

İnsani değerlerimizi yavaş yavaş nasıl yitirdiğimizi anlatan fevkalade bir yazı. Mutlaka okumanız temennisiyle. 
Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı. 
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım. 
Hatta Babamın bile anahtarı yoktu. 
Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.
Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.....

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi.
Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacacı evine gidip gelen elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi...
Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,
onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, 
en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık. 
Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. 
Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. 
Komşumu tanımıyorum ama evinin camında, 
temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; 
bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. 
Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, 
ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, 
onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, 
taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür. Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar? 
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.

Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ? 
Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi?..
"Her toplum hakettiği gibi yönetilir" derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi ?
Tepkiler:

6 Mayıs 2012 Pazar

Bazen Prenseslerde Kurtarır.

Hafızanın ve beynin dumura uğradığı bir halde yatağa yattım. Üzerimdekileri çıkarmamışım bile, kesilen bir ağacın düşmesi gibi yatağa öylece düşmüşüm.Neler olduğunu hayal meyal hatırlıyorum. Işıklar gidince bir ışık kaynağı ararsın, yada kelebekler gibi ışığı bulduğunda yana yana ona koşarsın. Dünyalar tatlısının beni dün gece bulması gibi bende ona koştum. O benim ışığımmış meğerse. Aldı beni elimden tuttu, evine getirdi. Zaten bir tek onu hatırlıyorum. Biraz daha geçse vakit, olduğum yere yığılır bir arkadaşımı arar yada arayamadan sızar kalırdım. Bu hallere neden düşüyorum onu da bilmiyorum. İçimden sadece içmek geliyor. Bu kadehimi de onun için kaldırıyorum, şu kadehimi o vefasıza kaldırıyorum ve son kadehi kendime saklıyorum. Belli bir yaşa gelmiş biri olarak hala bazı şeylerin farkında değilmişim.Bazen çocukla çocuk bazen de büyük insanlarla çocuk oluyorum. Bir şeylerin üzerine giderken sonunu çok fazla düşünmüyorum Dibini görmek istiyorum, sonumu. Bunun ne kadar süreceği de umurumda değil sadece yaşıyorum.Aklını başına al diyorum bazen ama uslanmıyorum. Bu durumdan da sıkılabilirim belki ama daha var gibi gözüküyor.
IŞIK
Ben ışığımla daha önceden tanıştım zaten hatta bir ayrılık da yaşadık fakat birbirimize kötü sözler söylemeden sessiz ve usulca olmuştu. Tekrar karşılaşır mıyız veya tekrar görüşür müyüzü hiç düşünmedim.
İyi insanlar olduğumuzu biliyoruz fakat iyi insan olmak yetmiyor bazen. Mutlaka bir tarafın iyi diğerinin de kötü olması gerekiyor. Bir tarafın deli diğerinin akıllı olması gerekiyor. Yada birinin yalancı diğerinin saf olması.Bu hep böyle. Ne ben ona yalan söyleyebildim nede o bana. Bir gram eksiklik yoktu aslında aramızda. İkimizde birbirimizin kopyasıyız. Belki de bu yüzden yürümedi. Aramızda dört yaş var. O benden büyük :) Büyük ama hiç öyle durmuyor. Ne yaşının getirdiği efendiliği nede o yaşa ait yapması gereken şeylerin hiç biri yok onda. Ayrıca çok güzel bir kadın. Gayet çocuk. Bir de inanılmaz içten ve sevecen. Aklından bir gram kötülük geçmiyor. O kadar saf ve temiz ki anlatamam. Bence o her şeyi hak eden kadınlardan . Aslında hepsi için aynı şeyi söylemek yazmak isterdim fakat bir elin parmakları gibi herkes farklı. Kimseyi bu yüzden suçlayamam yada yargılayamam. Hikayenin sonunda prens, prensesi kötü canavardan kurtarır ama bu hikayede tam tersi oluyor sanrım. Bir prens için kurtarmak, sonunda mutluluk verse de, kurtarılmak da aynı prens için mutluluktur. Bazen böyle kadınlarda oluyor biz erkeklerin hayatında. Öyle kadınlar ki bunlar elleri öpülesi. Alır seni adam eder. Çeker kulağını yaramazlık yaptığında. Zamanla anlarsın onun nedenlerini. Sonra saygı duyarsın prensesin prensine duyduğu o minnettarlık gibi. O senin kahramanın olur. Bence her erkek biraz prensestir :) Ne oluyor ulan ne prensesi erkekliğime bok sürdürmem ben demeyin. Bir çok şeyin erkeğe düştüğü bu toplumda arada kurtarılmayı bekleyen, üzerindeki sorumluluğu bir nebze olsun alacak, annesinden sonra onu tekrar hayata getirebilecek kadınlar ararlar. Bence bu tip erkek sayısı 'Ben delikanlı ve çok erkeğim' diyenlerde dahil milyonlarcası var. Bir kadın için erkek tarafından sevilmek, korunmak,sahiplenmek kesin ve kesin beklenen ve özlenen duygulardır. Peki aynı şeyi bir erkek bekleyemez mi? Erkek ne ister bu konuda? Ağzı yanan kızlar, 'Onların tek istediği seks başka bir şey değil hayvan herifler' dediğini duyar gibiyim. Adamı adam eden bazen sevdiği kadın oluyor. Demek ki bazen bir erkeğinde istekleri kadınlar gibi olabiliyor. Neyse bu konuya daha fazla girmeyeceğim.
Ne desem şimdi olmuyor bir kalıba sokamıyorum onu. O benim hep ışığım olarak kalsın. Ne bir sevgili, ne bir arkadaş ne bir dost. Dedim ya bazen prenseslerde kurtarır :)

Sevgi ve Muhabbetle.
Tepkiler:

28 Nisan 2012 Cumartesi

Adettendir.

Geçen gün telefon geldi birinden. Alo alo diyorum cevap vermiyor. seslerden belli oluyor yürüyor ama haberi yok, çantasında falan diye düşündüm. Sonra mesaj geldi uzunca bir açıklama :) Yanlış anlaşılmaktan korkuyor sanırım. Ortada yanlış anlaşılacak bir durum yok. Herkesin başına gelir bu tür şeyler. Ondan öncesine gelecek olursak yarısına kadar okuduğum kitabı gönderme kararı almıştım. Kitabı her gördüğümde sinirleniyorum kendime. Bitiremedim. Bitmedi. Eziyet oldu ama bazı yerlerinde sular seller gibi. Kitabın sahibi söylemişti de inanmamıştım. Ben vefakar bir insanım bir de kin beslemiyorum, unutuyorum. Bizde adettendir tabak dolu gelmişse mutlaka bir şeyler veririz karşılığında :) Gittim oyuncakçıya küçük sevimli penguen aldım. Küçük sevimli penguen. Zamanında o da anahtarlık göndermişti penguenli. Aramızda böyle bir hayvan sevgisi anlatamam :) Paketledim gönderdim...Bizim "iskender" de yalan oldu böylelikle...

Arkası yarın... :)

Sevgi ve Muhabbetle.
Tepkiler:

10 Nisan 2012 Salı

Ne oldu anlamadım, bir baktım gol olmuş :)

Bütün aksilikler beni bulur.
Perşembe günü düz yolda yürürken bacağım dizden itibaren döndü. Evet döndü bildiğimiz bacak dizden döndü, sonra ayak bileği ve ayağım. Olduğum yere yığıldım. Millette ne oluyor bu çocuğa garip garip hareketler yapıyor diye bana bakıyor. Olduğum yere kukla gibi yıkıldım. Kaldırıma oturdum, aradım 112'yi böyleyken böyle oldu kalkamıyorum yerden gelin beni alın dedim. Geldiler sağ olsunlar, he bu arada çok gelişmiş ambulanslar. İçindeki hemşireler çok tatlıydı ağrıyı falan unutuyorsun. Sanırım ağrı kesici yerine kullanıyorlar :) Neyse hastaneye götürdüler, acilden içeri girdik iki kişi geldi aldı beni oturttular tekerlekli sandalyeye, ben hayatım boyunca oturmadım o sandalyenin üzerine insanın nasılda biranda zoruna gidiyor. Bırakın beni diye bağırasım geldi. Neyse film falan derken, doktor ayağımda bir şey olmadığını söyledi. Buz tedavisi uygula yarında ortopedi doktora gel dedi. Tamam gelelim de yani o kadar acı çektim falan hiç mi bir yok? Yani en azından bir zedelenme ufak bir sıyrık :) Yok arkadaş doktorda patladık. Sonra evin yolunu tuttum.
Ertesi Gün
Ertesi gün oldu. Ayağımın üzerine basamıyorum. Ben öyle bir ağrı daha önce hissetmedim. Sanki bastığında yerde çiviler var şov yapıyorum. Devletimizin bize sunduğu imkanları kullanalım dedik. SGK denen bir kurum var nede olsa. Hastanede nasıl muamele var az çok biliyoruz. Gittik doktora girdik içeri dedim böyleyken böyle oldu aha film falan, geldi baktı baktı sonrada kağıda bir şeyler yazdı verdi elime. Kağıda bir baktım yuh dedim alçı mı? Kırık yok ne alçısı? Alçının dışında alternatif bir uygulamanız var mı dedim hayır yok dedi :) Çok ilginçtir ki alçıyı yaptırmadan önce biraz bekledim. Dışarı çıkan elinde kağıtla alçı odasına gidiyor. Anladım ki bu hastanede sadece alçı tedavisi var. Sonra alçı yaptırdım. Dizden aşağısını aldılar alçıya. Sırf nasıl göründüğümü görmek içindi :) Çok hoş ama çok ağır. Hayatta gelemem sıkıntıya, girdim içeri çıkarın dedim alçıyı ayağım çok kötü ağrıyor. Doktor bir hışımla çıkardı alçıyı. Sonra özel bir hastaneye gittim. Doktor sağ olsun parasının karşılığını veriyor. İnceledi emar falan derken, ayağımdaki tendomlardan biri iflas etmiş :) Krem ve ağrı kesici birazda buz. Perşembeden beri yatıyorum. Yavaş yavaş düzeliyor. 
Hastalık
Doktorlar baktı ve hiç bir şey olmamış gibi beni hastaneden uğurladılar. Nasıl olduğunu anlamadım ama sanki bildikleri bir şey varda bana söylemiyorlar gibiydi. Bir şey çıkmadı belki de buna üzüldüler :) Şimdi daha mutluyum. En azından kafam rahat.
Sonuç
Hayatta sağlığınızdan daha değerli bir şey yoktur. Yani aslında sizden daha değerli bir şey yok. Çünkü hiç bir şey, sizi karşılamaz. Sizden daha değerli değil. Bunu böyle günlerde anlıyorsunuz.
Giden sevgilinin arkasından üzülmeyin, giden sevgilinin verdiği acı ayağınızdaki tendomun zedelenmesinin verdiği acı dan ne kadar fazla olabilir ki. Kendinize çok çok  iyi bakın :)

Sevgi ve Muhabbetle.

Tepkiler:

4 Nisan 2012 Çarşamba

Veda

Parmaklarım kararsız bu satırları yazmak için. Gönlümde razı değil, kalbimde. Bazen olması gerektiği gibi olmuyor. İstediğin gibi yani. Araf'ta kalıyorsun, ölsem mi yaşasam mı diye. Hep mutluluk yok ki bu hayatta bazen üzülmekte var, giden sevgilinin ardından döktüğün göz yaşları gibi yada sevdiğini kaybetmek gibi. Bilirsin ki geri dönüşü yok işte, gelmeyecek, göremeyeceksin. Çaresiz kalacak, takdiri ilahi diyeceksin. Avutacaksın kendini, canın acısa da yüreğin kan gölüne de dönse, güçlü olmayı bileceksin, olamayacaksın. Biraz biraz geçip gidecek hüzün bulutları. Yağmuru, kötülüğün sembolü olmuş o gri havayı hiç sevmeyeceksin. Bir sigara daha yakıp efkarını dağıtacaksın. İçerken gök yüzüne bakacaksın ara sıra. Sonra bitecek bütün bunlar. Masmavi bir gökyüzü karşılayacak seni. Yine günlük rutin işlerine geri döneceksin. Hayır deme bana, bitecek emin ol. Sen mutlu olacaksın. Adım gibi biliyorum. Çünkü herkes hak ettiğini yaşayacak. Sende hak ettiğin mutluluğu yaşayacaksın. 
Ben geçmişte yaşadım hayatı. Sen beni geçmişte sevdin. Geçmişte yaşandı güzel şeyler ve geçmişte bitti ölümüne sevdalarımız. Yaşadığımızdan çok şey öğrendik, öğrettiler. Bazı şeyler geri gelmiyor işte. Üzülsen de ağlasan da parça parça olmuş ciğerlerin acısa da nefes alırken, gelmeyecek. Ama üzülme sen, seni bekleyen umutlar var, hayaller var kurmanı bekleyen. Ben gidiyorum şimdi. Sen sağlıcakla kal, annemden sonra beni dünyaya getiren kadın. 

Sevgi ve Muhabbetle.
Tepkiler:

30 Mart 2012 Cuma

Hastalık

Hayatı sorgulamak adına bir kaç cümle yazmak isterdim fakat sorgulamak için fazla bir zamanım kalmadı.
Her şey çok güzel giderken bir hastalık hasıl oldu. Ne olduğunu doktorlar daha bilmiyorlar ama şuana kadar insan vücudunda görülmemiş bir şeymiş sanırım. E bana da bu yakışırdı zaten :)
Kariyer aşk evlilik falan derken biran da her şeyi unutuverdim. Önümdeki duvar biranda burnumun dibinde bitiverdi. Şimdilerde hiç bir şey düşünmüyorum, düşünemiyorum. Elim ayağım çekildi her şeyden.
Gördün mü hayat dedikleri bu işte. Neyin ne zaman nereden geleceğini bilemiyorsun.
Evrene iyi dileklerimi sunuyorum ve isteklerimi dileklerimi meleklerime iletiyorum. Her şeyin en güzeli benimle olsun. Umarım kötü bir şey çıkmazda eskisi gibi güle oynaya geçer hayatım. Gelişmeleri yine buradan sizlere yazacağım.

Yazımın ana fikri şu; Minare dikine dünya si....

Sevgi ve Muhabbetle. 
Tepkiler:

27 Mart 2012 Salı

Aşka inanıyım mı tekrar?

İnanmıyorum kendime yine yaptım, yine oldu ve çaresizce bıraktım o güzelim kollara kendimi. Evet tahmin ettiğiniz gibi AŞIK oldum, olduk yada :) Yemin ediyorum bi şeytan tüyümü var yoksa şeytan komplemi içime kaçmış anlamadım. Bu nasıl bir sevgi nasıl bir aşktır. Sanki bu kız alnıma yazılmış bir kader, ruh ikizim gibi :) Hani olur ya tam a dersin o da aynı şeyi söyler. Bulutları bırak, uzaydayım resmen. Hayatımda gördüğüm en güzel kız. Yani nice güzeller gördüm ammaaaaa böylesi hiç çıkmadı karşıma. Ballandıra ballandıra anlatıyorum buradan ama inanın doğru düzgün birine ilk defa denk geliyorum. Ben ne kadar susamışım sevgiye. Ağzımı açtım su aygırı gibi ole içiyorum kana kana :) Diyordum ya size bekliyorum diye sanırım bekleyen derviş moduna girmiş durumdayım. Tabi korkmuyorum da değil hani, olur ya biter ayrılık (Yok bu ayrılık lafı hiç mi hiç olmadı) falan olur çok üzülürüm. Bu zamana kadar karşıma çıkan kadınların, ya öncesinde yada sonrasında bir takıntıları oldu. Yani hiç biri masum değildi ama masummuş rolü yaptılar. Mağduru oynamak o yatakta zevkü sefa yapmak arasında gidip geldiler. Şans bana bu konuda hiç gülmedi. Yada ben yanlış insanları seçtim neyse.
Efenim yaklaşık olarak dünya yılı ile 29 yaşındayım. Bunca sene dünyada yaşayıp, sahte sevgi ve aşk cümleleri arasında  çocuk gibi kandırıldım. Meğersem öyleymiş. Daha yeni mi anladım acaba diye sordum baya bi ama sağolsunlar ki aklıma geldikçe şükrediyorum. İyi ki de bitmişler gitmişler beee :))
Gerçek sevgi ne biliyor musun, tuvalette Leman okurken sigara içmek :) Olm ole aşk cümleleri beklemeyin len :)
Bu olm lafınıda birinden arakladım. İsmi lazım değil beni o hain yıktııı Serdar Ortaçıda buradan saygıyla andıktan sonra sıcak yatağım beni bekler.

Sizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Benim biricik halkım :)
Tepkiler:

18 Mart 2012 Pazar

Neden burada tek başınasın?


Dün gece barda otururken aklıma bir soru takıldı.  "Neden burada tek başınasın?" 
Etrafıma bakındım herkes birileriyle konuşup gülüşüyor yada alkolün etkisiyle saçma sapan şeyler yapıyorlar fakat yalnız değiller. Nasıl olur da bir insan tek başına bir yere gidip kimseyle işi olmadan oturur. 
İç ses ve ben;

-Kafanı dinliyorsun işte daha iyi. Tek başına daha özgürsün. Neden rahatsız oldun ki? 
-Bilmem insanlar bu kadar yalanın içinde nasıl mutlu olmayı başarıyorlar. Baksana şunlara bu kadar çok konuşacak ne var ki ? Nasıl da çok seviyorlar bir birlerini. Sonra bir çoğu ayrılıyor. Bak şu iki arkadaşa, araların su sızmıyor. Ama ortaya biraz para at bakalım ne olacak. Bak şu barmene, barda duran adama arkadaşım muamelesi yapıp nasılda iteliyor içkileri. Garibim de inanıyor.
-Onların konuştuğu konuların hepsi boş ve yalan. Yalan olmasa,insanların yüzlerini ters düz etsen bak bakalım nasıl gözükür. Kim kimin suratına bakar? Çıkarcı olmuş millet.
-Peki şu adam? Orada tek başına oturuyor bak o da tek başına.
-Az önce başka biri vardı yanında birazdan diğer kız arkadaşı gelecek. Hem sen bunları düşünüp ne yapacaksın, keyfine bak.
-Sence ben nerede hata yapıyorum?
-Sen hiç bir yerde hata yapmıyorsun. Asıl hatayı diğer insanlar yapıyor. Haklı olan sensin her zaman.
-O zaman neden şuan etrafımda arkadaşım, dostum, sevgilim yok?
-Onlar seni görmek istemediği için değil, sen onları görmek istemediğin için şuan yoklar.
-Doğru bu konuda haklısın sanırım. Çünkü ben yanlış yaptığımın farkında değilmişim.
-O zaman verdiğin kararlarda haklıydın. Bunu çok fazla düşünmen hiç bir şeyi geri getirmez. Hem hayat akıp gidiyor neyin kavgasını yapıyoruz.
-Saçmalama!! Zaten ne olduysa bundan dolayı oldu. Evet hayat kısa fakat yaşadığın hayatı boş yaşıyorsan ne önemi var ki. Bir değer etrafında dönmedim ki hiç. Pervane olmadım. Ben ne istediysem o oldu. Başkaları umurumda değildi. Belki önemsiyordum fakat yeteri kadar değer veremedim. Belki de verdiğim sözleri yerine getirmedim. Ben nasıl bir insan olmuşum böyle.
-Aslında içine düştüğümüz bu durum tamamen geçici yarın kalktığında çok fazla bir şey hatırlamayacaksın zaten. Bir bira daha alabilir miyim.
-Hayır yarın kalktığımda hepsini hatırlayacağım. Ve bu konuşma bir daha asla olmayacak.
-Peki o zaman kalk git hadi şimdi. Nereye gideceksin? Kimin yanına? Benimle konuştuğun gibi, başka biriyle de bunları konuşacağını mı zannediyorsun. Seni kim anlar ki. Evet dinlerler, sonra sana akıl vermeye çalışırlar. Hep klasik olan cümleler kurarlar. Sonra ne olur onların dedikleri gibi mi olur? Yapma kendini kandıramazsın. Sen busun, bunun dışına çıkamazsın.
-Ben bu değilim, bu sadece bir yanılgı. Git başımdan yeter artık dinlemek, konuşmak istemiyorum seninle. Ben sigara içmemeliyim, alkol kullanmamalıyım, daha sağlıklı olmalıyım. Geleceğim için sevdiklerimle daha uzun ömür yaşamak için. İnsanlara verdiğim sözleri yerine getirmeliyim. Daha çok umurumda olması lazım bir çok şeyin.
-Sen zaten bunların bir çoğunu yaptın. Yeteri kadar sevgini verdin. Kendini unutacak kadar fedakar oldun. Onları gerçekten çok mutlu ettin. Verdiğin sözleri cebinde paran kalmayacak da olsa tuttun. Ama ne oldu? Sonucu ne oldu? Hatırladın mı?
-Evet hatırladım.
-Peki buna ne diyorsun. Madem sen bu kadar yanlış yaptın neden kıymetin bilinmedi. Neden onlarda senin gibi düşünmeyip, senin yaptığın bunca şeye rağmen vefakar olmadılar?
-Yeteri kadar olmadı hiç bir şey. Hep sürdürülebilir bir haldeydi. Yani bu bugün böyle olsun yarına bakarız gibi.  
-Yanıldığının farkına vardın. Bak bu konuda bana teşekkür edeceksin. Sen aslında iyi birisin. Gerçekten yüreğin çok temiz. Bir çok insan senin yaptığın gibi kendini didik didik etmez. Güler geçer yada vicdanları bir yerlerine kaçmıştır. Bunları düşünmen gayet normal. Fakat merak etme bu yalnızlıktan da kurtulacaksın yakında.
-Gerçekten iyi biri miyim? Yüreğim temiz mi? Kendimi nasıl böyle haklı çıkarabilirim.
-Doğrular var. Kendine ait olan doğrular. Senin için doğru olduğunu düşündüğün ve yaptığın şeyler. Kendini harap etme. Bunları tartışma bile. Bir çizgin var senin bu çizgiyi ne silebilirsin nede başka bir yöne doğru çizebilirsin. Günün birinde senin gibi düşünen, doğruları seninkine yakın birini bulabilirsin.
-Peki içine düştüğüm bu buhranı nasıl atacağım üzerimden? Kendime verdiğim sözleri nasıl yerine getireceğim. Yada diğer insanlarla olan ilişkimi nasıl düzeltebilirim. Maddi yönden değil de manevi yönden dolayı krizdeyim sanırım.
-Evet öylesin fakat bununda üstesinden gelebilirsin.
-Ama nasıl?
-Şöyle ki bunların hiç birini düşünmezsin, hayatına bakarsın. Sonrası zaten kendiliğinden çözülür. 
-Hesabı alabilir miyim.
-Dur!! nereye gidiyorsun? 
-Artık daha fazla konuşmak istemiyorum. Git başımdan.
-Peki öyle olsun bakalım ama dediklerimi unutma!!






Sevgi ve Muhabbetle.

Tepkiler:

27 Şubat 2012 Pazartesi

Nefes bile almadan...

Ben ne yanlış yapmışım arkadaş. Geçmişimle yüzleş yüzleş bitmiyor. Herkes bir şeyleri eksik yada yanlış yaptığımı düşünüyor. Gerçekten de böyle midir ya? Acaba bir yerde yanlış yaptıkta bizim mi haberimiz yoktu. O an ne yapıyorduk acaba da aklımız başımızda değildi. Salakmışım o zamanlar ne gönül verdim el alemin kızına. Neden yapmamışım onları? Niye gitmemişim? Nedenler ve niçinler ahlar ve vahlar. Şimdi daha akıllıyım aynı hataları yapmıyorum. Kimseye gönül vermiyorum. Kimse için kılımı kıpırdatmıyorum. 
Üzülmüyorum da bu duruma. Daha mı akıllıyım yoksa bu yaptığımda bir hata mı? Bunun kararını kim verecek? 
Herkes kendince yorumluyor. Bir Allah'ın kulu da çıkıp demiyor ki bu işin kuralları var, sen bu kurallara uymazsan sonun kötü olur demiyor. Çünkü böyle bir şey yok. İyi insan ve kötü insan var. Bir de herkesin yaşadıklarından çıkardıkları yorumlar. Kimseye inanmaz ve eleştiren bir tarafım oldu artık. Aslında durum bundan ibaret değil. Dahası da var "evlen,evlen" baskısı inanılmaz bunaltıyor beni. Bütün bekarların başına gelen klasik olay, evlen evlen :) Yahu tamam evlenelim de kimle? 
Nereden bulacaksın bu zaman da eli ayağı düzgün kızı. Kiminin kolu kırılmış kiminin kanadı. Onlarda benim gibi düşünüyor. Hepsi yemiş darbeyi yada yaptıkları bir şey den dolayı tekme basılmış içten içe gidiyorlar işte. Büyük bir meydan da sevgilisini aldatan, eşini aldatan yada çok kötülük etmiş adamları bırakacaksın kadınların ellerine linç etsinler alsınlar hırslarını ve bıraksınlar kinlerini öfkelerini yumuşacık olsunlar. Tekrar başa sarılsın olay ve Adem ile Havva gibi başlayalım ilişkilere. Çırılçıplak ve sade. "Bana çıkmaz demeyin şansınızı deneyin" gibi oyunlara gelmeyin derim :) Deneye deneye kobay farelerini geçtik. 
Artık denenecek bir tarafı da kalmadı ki her şey meydanda :) Aç facebook bak eskilere ne yazmış. Bak twitlerine ne aşk cümleleri kurmuş 140 karakterde. 
Hepsi burada işte. Bir insanı tanımak için daha ne yapacaksın ki? Yok arkadaş ben sevmemeye başladım bu dünyayı, insanları. Nefes alamıyorum bazen. Bir nefes ya temiz ve derin bir nefes, bi rahat verin bi huzur verin. Kendimi sorgulamayı bıraktım. Hiç bir zaman hiç bir yerde yanlış bir şey yapmadım. Vicdanımı cüzdanımın arasında koydum. Soran olursa çıkarır gösteririm. Onun dışında ben buyum işte arkadaş, günahıyla sevabıyla her şeyimle buyum işte demeli. Sen neler yaptın peki? Çok düşünüyorsun biliyorum. Çok fazla kuruyorsun beyninde. Bunu bana nasıl bulaştırdın? Ben nasıl sen oldum? 


Başlığa uygun bir şarkı :) 


Sevgi ve Huzurla.
Tepkiler:

10 Şubat 2012 Cuma

Heyecanlıyım seni gördüğüm için değil :)

Bugün havanın kötü olması beni bağlamıyor. Nedendir bilinmez içimde bir heyecan var. Ben de anlamadım hani olur ya bazen böyle. Hani birilerini beklersin gelmesi için dakikaları sayarsın öyle işte. Sonra hafta sonu geldi belki ondandır diyeceğim ama bir planımda yok. Belki fotoğraf çekmeye giderim bir yerlere. Saçma sapan bir dünya fotoğraf çekerim. Sonra da gider mekanıma bir bira içerim. Hoş sohbet falan. Belki daha büyük bir balığın peşindeyim de haberim yoktur :) Hayat ne çıkaracak bakalım sabırla bekliyoruz. Çaresizlik üzerine bir yazı yazıyorum yakın zamanda yayınlarım. Bir arkadaşım var aslında bana göre arkadaştan da öte ya neyse..
Bu kızın garip bi durumu var. Şimdi biriyle beraber ama eski sevgilisi de bir den çıka gelmiş kalbine. Aralarında karar vermek güç. Fakat eleme yapması içinde birine güvenmesi lazım. Bence ikisini de boş vermeli. Neden mi üç aşağı beş yukarı erkekler de kadınlar gibi hemen hemen bir birinin kopyası :) Çok fazla bir beklenti içine girmeden birini seçeceksin. Zaten aşk dediğin şeyin peşinden koşa koşa, düşe düşe yara bere içinde kalmışsın. Her eski sevgilinin ardından bir kabuk değiştirmiş derin. Artık o kadar hassas olmuş ki dokunsalar acıyor. Bir de işin bu tarafından bakmak lazım. Hepsinin... boş ver kendine değer ver kızım. Kendin için yaşa biraz. He yalnız mı kaldın sıkıldın mı yalnızlıktan o başka. Arkadaşla sevgiliyi ayıran tek şey sekstir. Gerisi aynıdır.Bir süre sonra o da sıradan olduğunda yavaş yavaş tükeniyorsunuz. Sonra tartışmalar kavgalar derken bi bakıyorsun seni seven adam gitmiş yerine bir öküz gelmiş :) Erkekler içinde o seni seven kız gider yerine acayip özgür hisseden bir kız gelir :) Önce seni sen yapan özellikleri severler sonra da onlardan sıkılıp seni değiştirmeye çalışırlar. Hepsi için demiyorum da genellikle böyle oluyor. Her iki taraf içinde geçerlidir. Evlenmeye niyetin varsa bence çok fazla flört dönemi geçirme.

Evlen... Ama tanımak ne olacak? Tanımadan evlenilir mi? gibi saçma sapan sorularla kendinizi meşgul etmeyin bence. Bu soruların bir cevabı yok. Çünkü her sene bambaşka bir insan oluyorsun. Tanıyamıyorsun. Bir çok insan şu soruyu sormuştur "bunu bana nasıl yapar. O öyle biri değildi." Evet değildi ama değişti işte. Evlendikten sonra tanımak daha önemli çünkü rahatsınız be kardeşim. Evlendin işte gösterin bakalım yüzlerinizi. Gerçek olun. Öyle sırılsıklam aşk cümleleri kurmayın. Vıcık Vıcık :)
Flört dönemin de çiçek ve gıda isimleriyle başlıyor fakat evlendiğiniz de bu böyle olmayabiliyor :) Balım, tatlım, bebeğim, papatyam....vb. Hayatım deniyor. Hayatım demek ben hayatımı si*tir ettim benim hayatım sensin demek. Öyle değil canım o kadar kolay değil bu işler. Sallamayın. Hayatınız yerine koyduğunuz kişi hayatınızın içine edebiliyor. Ayrıca bu insanda bir yük haline geliyor omuzların da bir ağırlık gibi. O benim hayatımsa bende onun şeyi olurum neyi olurum bi düşüneyim :)

Biraz gerçek olalım mı? İnsanın değeri kadar değer verelim mi. Nedensiz olsun mu bazı şeyler. Yani neden yaptığınızı bilmediğiniz neden bu duyguları hissettiğinizi bulamadığınız zamanlar. Gerçekten saygı duyalım mı bazı değerlere. Göstermelik değil. Sen adam gibi adam ol o da hanımefendi gibi olsun bir sorun çıkmaz gibi geliyor. Ben bekliyorum. Yoruldum çünkü çok. Valla uğraşamıyorum. Bu yüzden bekliyorum okul çıkışında velimi beklediğim gibi. Alsın götürsün beni :) Hepinize iyi hafta sonraları diliyorum. Havalar soğuk üşütmeyin :)

Ahada size süper ötesi bi şarkı ama öyle böyle değil dadından yinmez hadi bakalım açın sesini :))



Sevgi ve Muhabbetle.
Tepkiler:

1 Şubat 2012 Çarşamba

Beni ben yapan sevdiğim kadınlardır...

Bazen bakıyorum arkama hepsi benim bir isteğimi gerçekleştirmiş. Biri çok güzel, biri çok akıllı, biri çok kültürlü, biri sevecen, biri çok duygusal, biri çok mantıklı. Hepsi de benim bir parçam gibi sanki. Aslında hepsi beni oluşturuyor. İşte sevdiğim kadınlar. Beni ben yapan sevdiğim kadınlar. Hepsinin bir insanda toplanmış hali olursa belki ölene kadar yaşaya bilirim onunla. Fakat hala tam değilim. Hala ne istediğimi bilmiyorum belki de.Çünkü o insan hala karşıma çıkmadı. 


Aslında derinlerde bir yerde gizliden gizliye saklanan duygularım var. Onları çıkarıp hediye paketi halinde sunsam ona. Aldığında belki sevinir, belki de sevinmez. Belkide sıradan geliyordur bu tip hediyeler. Sadece dışı güzel olan hediye paketlerinden zanneder.Kolay kolay açamam duygularımı yabancı birine. Yabancı çünkü tanımıyorum. Her hafta görsem de tanımıyorum. Kırmaz, kibarca reddeder. Kalp kıracak nitelikte bir insan değil o. Çok farklı düşünceler içindeyiz. Onun hayatında biri var galiba. Kırdığımız ve sonradan yapıştırarak birleştirdiğimiz vazonun eskisi gibi olduğunu zannederiz. Fakat yapıştırdığımız yerlerin izleri hiç silinmez. Eskiye dönük hayaller canlanır. Yapılan hatalar hatırlanır. Küçük bir çocuk gibi "Bir daha yapmayacağım söz" deyip suratına masumca bakıp söyler. Her iki tarafta kabullenir bazı şeyleri. Ayrılırken edilen kötü sözler, yada yapılan eşşeklikleri.


Bende isterdim eskisi gibi olsun ama olmuyor işte. Ne eskisi gibi nede çocukken yaşadığın mutluluk gibi. Bir yaş daha gençleşmiyorsun, yaşlanıyorsun. Yepyeni bir aşk istemiyorum, hiç bitmeyecek bir aşk istiyorum. Artık son  olan bir aşk. Eskiden daha güzeldi sanki. Gerçi insan oğlunun içinde var şüphe. Nasıl şüphe duymasın ki. Bir çok sosyal ağ var. Hangisinin mesaj kutusunda hangi kıza yazılmış güzel sözler var. Hangi mail adresi? her gün kullandığı kendini düzgün biri gibi hissettiği adresi mi? Yoksa çapkın yada özgür kız adresi mi? Hangisinin içinde ne var nereden bileceğiz. Bilmiyoruz. Bize ne derse ona inanacağız yada inanmayıp şüpheyle yaşayacağız. Her iki taraf içinde geçerlidir bu. Ben öyle bir çıkmalıyım ki karşısına çırılçıplak. Her şeyimi bırakmalıyım. Beni ben yapan özellikleri göstermeliyim. Sanal olan hiç bir şey olmamalı. Yüz yüze her şey. Dokunarak hissederek yaşamak. Belki bir gün olur diye ümit ediyorum. Bekliyorum...


 İşte size güzel bir şarkı :) ŞARKI


Sevgi ve Muhabbetle.
Tepkiler:

27 Ocak 2012 Cuma

Kar Neden Yağar ?

Dışarıda kar yağarken çalışmak zoruma gidiyor. Nedendir bilinmez küçüklükten beri severim. Çocukken kartopu oynamak, altımıza serdiğimiz muşamba veya plastik bir kapakla yokuş aşağı kaymak, yukarı çıkamayan veya kayan araçları izlemek güzel olmuştur hep. Bir de sevgiliyle karda yürümek vardır ki bu en romantik anlardan biridir :) Bazen huysuzluk edip yüzüne kar atar yada seni karın üzerine iter... düşersin güler.
O güldüğü zaman üşüdüğünü düştüğünü hissetmezsin bile. Her şeyin zor olduğu gibi karda yürümekte epey zordur. Eğer bir de ayağında topuklu ayakkabılarıyla yürüyen bir kadın gördüyseniz tadından yenmez :) Kesin düşer. Düşmeyen varsa yazsın tebrik edeceğim. İnsan hiç büyümüyor. Büyüyen düşünceler aslında. Büyük kocaman olmuş egolar aslında büyüyen. Ben hala çocuğum :) Ya siz ?

Sevgi ve Muhabbetle.
Tepkiler:

23 Ocak 2012 Pazartesi

Sıkıldım.

Hayat o kadar yaşanmaz bir hal aldı ki, artık herkesi ve her şeyi eleştirir biri oldum çıktım.
Hoşnut değilim bir çok nedeni var. İlk olarak yaşadığım yer ve kendilerine hizmet ettiğim insanlar.
Çalışmak bir ibadettir ama böyle de ibadet olmaz olsun. Bilgisayarlardan çok insanlarla uğraşır oldum.
Bu da beni manevi yönden dibe çekiyor. 


Geçen gece yatağımdan kalkıp buz gibi havada Galatadan Karaköy'e indim. İskelenin hemen yanı başında duran banka oturdum. Bir yandan soğuk diğer yandan hafif hafif esen rüzgar. Biri sol yanımı donduruyor diğeri sağ yanımı ısıtıyordu. Herkesin yatıp uyuduğu yada deliler gibi eğlenip seviştiği o saatler de benim burada ne işim vardı. Bakındım öylece denize, dalgalara, Topkapı Sarayına, Eminönüne, Galata Köprüsüne. Etrafta dolaşan insanlara ve akıp giden her zaman istenen özlenen ve beklenen İstanbul trafiğine. Şehrin ışıkları her yeri aydınlatmıyor, ona yardımcı olan bir çok dükkan ve araba farları var. Az önce kalkıp geldiğim sıcak yatağı düşündüm, üşüdüm. Sonra nedenleri sorgulamaya başladım. Kendimi lime lime edip her bir parçamı ayrı ayrı sorgulamak istedim. Sevgiyi aradım olmadı. İşim de kariyer yaptım olmadı. Elektrik,su, doğal gaz, telefon, aidatlar.. öde öde bitmiyor. Sonu gelmeyen bir arayış, kısır bir döngünün içerisinde hissettim kendimi. Bitmek bilmeyen bir curcuna. Her gün bir diğer günün kopyası. Sanki biri kopyala yapıştır yapıyor. Her haftaya iyi haftalar dileyerek girer, küfür ederek çıkarım. Bir boşluk belki de arayışta olduğum büyük bir boşluk. Her insan benim gibi bazen sıkılır sonra sorgulamaya başlar, kendince bir çıkış yolu bulur yada sele kapılır gider. Sizce hayatınızın anlamı nedir? Sevdiğiniz insanlar mı? Yada yorulmak nedir bilmediğiniz işiniz mi? Aldığınız yeni arabanız mı? 


Beyaz bir sayfa açtım önüme. Üzerinde herhangi bir şey yazılı veya çizili değil. Sonra bir ev çizdim üzerine, sonra bir bahçe, peşinden bir zeytinlik çizdim zeytin ağaçlarıyla süslenmiş güzel bir zeytinlik. Çok bereketli olan toprağı her yıl güzel mahsul veren hem yağından hem de kendisinden yararlandığım leziz bir yiyecek. Sonra iki tane köpek çizdim. İkisi de birbirinden cevval, bir o kadar da sadık. Sonra bir kuyu çizdim evin hemen yanına bir de rüzgar tribünü. Suyu topraktan elektriği rüzgardan sağlarım diye düşündüm. Etrafında çok fazla ev olmayan, sessiz sakin bir yer. Denize de çok uzak değil. Yürüsen en fazla 20 dakika. Zaten öyle bir yerde yürümek ömrü uzatır. Beyaz sayfamı doldurdum. Sonra katlayıp cebime koydum. Planımı yapmıştım. Artık hayatımda büyük bir devrim gerçekleştirmem gerektiğini biliyordum. Bunun zamanı çoktan gelmişti. Aslında bu plan yüzyıllar boyunca sürecek bir plandı. Çünkü benden sonra gelecek nesiller de benim yaşadığım o topraklarda yaşayacak babalarından kalan yere sahip çıkıp onlarda çocuklarına emanet edeceklerdi.


Banktan kalktım yürümeye çalıştım. Ayaklarım uyuşmuş her yanım kristal deniz suyu olmuştu. Biraz rahatlık vardı üzerimde, en azından artık çizilmiş bir sayfam vardı. Buna bakıp planlar yapabilirdim. Benim güvencemdi bir anlamda. Yatağıma uzanıp çizdiğim yeri düşledim. Sabah kalktığım da yeni bir haftaya daha girdik. Her haftanın bir kopyası olan hafta. Yine aynı teraneler. Herkese iyi haftalar dilerim.



Tepkiler:

10 Ocak 2012 Salı

Ah ben! (Mutluk,Aşk, Entrika, Hayvan) İçerir :)

Herkese kucak dolusu, sevgi, saygı, merhamet, hoşgörü ve mutluluk :)

Ne zamandır boğuştuğum işlerden fırsat buldum sonunda. Biraz da benim tembelliğim diyelim. Yazmak konusun da bir yazarımızın da dediği gibi "Yazmak bir hastalıktır" gerçekten de böyle. Bir rahatsızlık bir huzurluktur ne oluyor böyle bir şeyler ters gidiyor bir şeyi eksik yapıyorum diye sorguluyorum kendimi.
Evet işte kalktım yattığım tembellik yatağından, silkeledim üzerimde ki ölü toprağını ve başladım yazmaya :)
Bilişim dünyasında olduğumdan dolayı bir çok işi aynı anda bir den çok ekranda yapmak zorunda kalıyorum. Şaşı olacağım haberim yok :) Çok yoğun geçen iş günleri artık beni yormaya başladı. Acaba diyorum başka bir sektöre mi geçsem. Ticaret mi yapsam acaba. Al gülüm ver gülüm döngüsüyle sabahları belli bir saatte açıp akşam da kimseye hesap veya rapor vermeden kapatsam dükkanımı. Bana bağlı bir çok firma var. Haftanın belli günleri gidiyorum. Bir çok insan ve bir çok bilgisayar sistemi. Radyasyon had safhada. Mutasyona uğramaktan korkuyorum artık. Birde bunlar yetmezmiş gibi kendini tanrı moduna sokmak isteyen yöneticiler var tabi. Bu tip insanlar genellikle her şeyi elinde tutmak isteyen ve yönetimi altında herhangi bir olaydan hemen haberdar olmak isteyen insanlardır. Aynı zaman da çok da meraklıdırlar. Misal yine çalıştığım bir firmada üst düzey bir yönetici, çalışanlarının maillerine, msn veya facebook yazışmalarını, girdikleri siteleri, bilgisayarlarında ki kişisel resimleri gibi bir çok bilgiyi istedi. Bende yasal çerçeveler içersin de bunların teminin söz konusu olduğunu anlattım. Fakat arkadaş anlamadı. İstiyorda istiyor. Ben de bunları vermeyeceğimi söyleyince kıyamet koptu tabi. Fakat bu adamın amacının farklı olduğunu evvelden beridir biliyordum. İçime doğdu diyebilirim :) Aslında herif birinden hoşlanıyor. Üstelik adam evli ! Evli barklı olmasına rağmen hoşlandığı kadını takip etmek istiyor ve bu yüzden de benden herkesin bilgilerini istiyor fakat amacı o kadın. Bu adama bir ders verilmeli diye düşündüm. Bir üst yüzey yetkiliye böyle bir olayın olduğunu kullanıcı bilgilerinin birileri tarafından istendiği fakat olayın daha farklı boyutta olduğunu anlattım.
Ve gerekli bilgileri En üst düzey yetkili kişiye verdim. Daha sonra bir toplantı gerçekleştirildi ve adam uyarıldı. Bir daha da benden bilgi falan istemedi. Aşkları bitti sanırım :)

Bu ve buna benzer olaylar gerçekleşebiliyor. Bazen hem cinslerimden nefret ediyorum.
Niye neden böyle bir şey yaparsınız istersiniz. Nedir bu doyumsuzluk sonu gelemeyen istek ve arzular. Doğru yolda ilerleyin size kim ne diyor. Ne batıyor bir tarafınıza anlam veremiyorum. Halbuki yeni yıl dileğim de  "Allah kötü insanları ıslah etsin" diye dua da etmiştim :) Zamanla tutar umarım :)


Bunca kötü şeylerin arasında güzellikler de yok değil. Yine gittiğim bir firmanın arka bahçesinde beyaz çok tatlı köpekcikler var. O kadar sevimliler ki anlatamam. Her gittiğim de bir şeyler götürüyorum. Bir güzel yumuluyorlar iki dakika sonra ortada birşey kalmamış :) Beni gördüklerin de hemen koşup geliyorlar. Kafaların hepsi bir haraket ediyor ve çok dikkatliler :) Birini evlatlık almak istiyorum. Aslında köpek beslemek gibi bir düşüncem var fakat bu petshoplar da satılan cins köpek olabilirdi. Bilmem ne kadar para verip cins bir köpek almaktansa dışarı da her türlü tehlikeye açık, soğukta kalacak bir yeri olmayan, doğru düzgün beslenemeyen ve en önemlisi sağlıkları konusunda endişelendiğim bir köpek almak daha mantıklı geldi.
Vicdan ve merhamet konusunda sınırsız olmak gerekiyor. Sadece insanlara karşı değil, tüm canlılara böyle olmak gerekiyor.


En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere,

Sevgi ve Muhabbetle.





Tepkiler:

3 Ocak 2012 Salı

Senin için...

İçin de sen olan bir cümle kuramam. Ama için de sen olmayan cümlelerden nefret ederim. Senin adına yazılabilecek bir şey yazamam. Çünkü sen yazılarla anlatılacak biri değilsin. Bütün gün aklımda olmayabilirsin fakat sen zaten benim kalbimsin. Sana baktığım da ne görüyorum biliyor musun? Aşkı, sevmeyi, üzülmeyi, özlemeyi. Bu zamana kadar kimi iyi bildiysek elimizi bırakıp çekip gitti. Sen öyle bir şey yapmazsın değil mi?
Ben inanıyorum ki sen elim den değil yüreğim den tutuyorsun beni. Çek kendine bırakma. Artık bitsin bu arayış ve haykırışlarımız. Öyle bir yere gidelim ki koca okyanusun ortasın da bir ada olsun. Kimse olmasın başka. Sadece sen ve ben olsun.
Tepkiler: